
Ne yalan söyleyeyim, Barcelona'yı sevmem ben pek. Ha diyeceksiniz ki, futbol seviyorsan, Barca'yı da seversin, e doğru orası.
Sezonun bitmesine daha 2-3 maç kala La Liga'nın puan rekorunu kırıp şampiyon olan bir takım, İnter'e elenmesinin tek sebebi "duvara karşı" olan bir takım, kral kupasından elenmesi sıkışık döneme rastlayan bir takım Barca.
Sezon kötü mü geçti? Kesinlikle hayır. Ama şunu söylemek lazım, çok büyük hesaplama yanlışlarıyla girdi bu takım seneye...
Herkesi aklına Eto'o-İbra takası gelecek şimdi. Kısmen ondan yola çıkacak olsam da, başka bir yere gitme amacındayım. Herkesin bildiği gibi, Eto'o, Real Madrid nefretiyle çalışan bir adam. Hızlı, Barça sistemine uygun, deparları ve son vuruşları mükemmel olan biri. Lakin İbrahimoviç'e gelince... İbra daha çok İtalya Ligi'ni yatkın bir adam gibi geliyor bana. Top saklar, vücudunu kullanır, arada eksantrik hareketler yapar. Ama ne Eto'o gibi alan boşaltabilir, ne de onun gibi seri olabilir. Bence Pep Guardiola'nın düşüncesi, Messi ve Henry ile hızlı çıkıp, İniesta ve Xavi'nin onlara atacağı paslara İbra'yı duvar olarak kullanmaktı. Ya da bana öyle geliyor ne bileyim. Olmadı işte. Hem ibra La Liga'ya alışamadı, hem sisteme uymadı. Atamadı, atamadıkça morali bozuldu, morali bozuldukça oyundan alındı...
İşte asıl mesele bu. Yerine giren hep Bojan oldu, bazen de Jeffren. Ancak, zaten "Barça ile oynuyoruz, oyunu kilitliyoruuuz..." düsturu ile oynayan rakipleri bu tip gençlerle açma fikrinde hastalık vardı. İkincil bir etkili forvet eksikliğini çekti Barça.
Sanki gol sıkıntısı çekmişler gibi yazdım. Kesinlikle öyle değil, zaten başlığa bakan, sezonu iyi takip eden görür bunu. 2. forvet ihtiyacında Messi çıktı hep sahneye. Hem gol kralı oldu, hem attı hem attırdı. Tüm senenin skor yükünü tek başına çekti neredeyse. Ya onun gibi 25-30 gol istatistiğine ulaşabilen bir başkası olsaydı?
Messi böyle devam edecek gibi, her ne kadar resimdeki Messi'yi kucaklayan abimiz onun Güney Afrika'da başarısız olması için elinden geleni yapsa da kadro seçiminde, sanırım Maradona'yı her alanda geçecek Leo.
Haa bu arada, şu Altın Ayakkabı'yı bir numara büyük verin Messi'ye, seneye de giyer...
17 Mayıs 2010 Pazartesi
Leo Messi
16 Mayıs 2010 Pazar
Kansız İhtilal...

Bilen bilir, 27 yıllık CHP 'hükümranlığı' 1950 Mayıs'ında Demokrat Parti'nin iktidara gelişiyle son bulduğunda "Beyaz Devrim", "Kansız İhtilal" gibi pek çok sıfat bu olaya layık görülmüştü. Bu akşam Turkcell Süper Lig'in sonucu da 4 takımın yıllar boyunca süregelmiş tekelinin son buluşuyla bu tarz isimlendirmelere şayan bence.
Bir Fenerbahçe'li olduğum için izlediğim maç Fenerbahçe-Trabzonspor karşılaşması oldu. Bu yüzden yorumlarımı bu maç üstünden yapacağım. Maçın ilk düdüğünden itibaren şampiyonluk için kenetlenmiş bir takım vardı sahada ve şanssız bir gol yiyip, bunu çıkaramama tablosu kendini tekrar etti.
Girilen bir çok pozisyon ya kaleci Onur'da ya direklerde ya da inanılmaz derecede cılız şutlarla sonlandı. Açıkçası bu kadar golün kaçıyor olması oldukça şaşırtıcı, hele ki Alex gibi 'Usta' olarak yere göğe sığdırılamayan bir oyuncunun biri dağa taşa biri de Onur'u bu geceki övgülere layık kılan ellerine gönderdiği iki şutunu gören Dunga 'Oh ne iyi etmişim' diye sevinmiştir.
Trabzonspor'un maçı bırakmayacağını biliyordum, ama oldukça geride kabul etmek zorunda kaldı oyunu. Burak'ın uzaydan gelen şutunu kaleye buyur eden Volkan ve onu babasının tarlasından karpuz çaldıracak kadar boş bırakan Vederson golün sorumlularıydılar, ardından garip pozisyonları gole çeviremeyen Fenerbahçe'li oyuncular şampiyonluğu bir 'asiye' kaptırdılar.
Bursaspor'u alkışlamamız şart, Şansal Büyüka vari bir cümle de ekleyeyim: "Yukarıda Allah var, çarpar adamı" Bu kadar 'büyük' ve her senenin belli olan favorileri arasından çıkmak ve şampiyon olmak her babayiğidin harcı olmasa gerek. Hele ki Anadolu kulübü olmak gibi bir dezavantaja sahipken bunu başarmak çoktan tarihe geçmişti, şimdi bunun üzerine bir de altın kaplama çekmiş oldular.
Beşiktaş'ın çok da önemsediğini düşünmediğim bir maçı da kazanarak, Fenerbahçe'nin yapamadığını yapıp birden fazla gol atarak şampiyonluğa ulaşan taraf oldular. Fenerbahçe'nin yanlış yönetim ve transfer politikası bir kez daha kendini göstermiş oldu, Futbol branşı da diğer branşlar gibi yalnızca oradan sorumlu kişilere bırakılırsa başarıdan söz etmek mümkün olacaktır.
9 Mayıs 2010 Pazar
Şampiyonlar Ligi Aşkına!

Ayak içi plaseleri şahı, topu sürerken çıkarılan anlık füzelerin babası, "kısa boylu çevik forvet"in canlı tanımlarından Fabrizio Miccoli...
Che dövmeli, hafif arızalı, "sevimli suratlı Gattuso çakması"dır Fabrizio Miccoli...
Juve'de olmadı, Fiorentina'da toparlayamadı, Benfica'da sıçrayamadı... Şimdi, 3 sene önce geldiği Palermo'nun her şeyi.
Kendi evinde yenilgisiz 3 takımdan birinin hedef santrforu, Serie A takımlarından birinin "nihayet" aranan, bayrak adamı...
Ne dersiniz, Şampiyonlar Ligi yakışmaz mı bu adama sonunda?
Bari'den yeni Totti olması için gelmişti Roma'ya 19 yaşındaki Cassano... Bekleneni verdi, verdi ki, Real Madrid'e kapıldı henüz gençken. Çoğu zaman olduğu gibi de Madrid'den boynu bükük ayrıldı. 2007/2008 sezonunda kiralık olarak geldiği Sampdoria'da tutunmak son çaresiydi, öyle de oldu. 3 sene önce geldiği Sampdoria'nın en büyük yıldızı şimdi.
Yeni Totti olmadı, Raul olmaya niyetlenip kariyerini tehlikeye attı belki ama, kendisi olmaya çok da geç dönmedi Antonio Cassano.
Kendi evinde yenilgi almayan 3 Serie A takımından birinin "nihayet" her şeyi...
Ne dersiniz, Şampiyonlar Ligi yakışmaz mı bu adama sonunda?
PALERMO SAMPDORİA'YI KONUK EDİYOR BUGÜN 16:00'DA.
NE DERSİNİZ, YAZIK OLMAYACAK MI İKİSİNDEN BİRİNE?
Yazar szanoanculum Zaman: 11:10
8 Mayıs 2010 Cumartesi
İbrahimoviç
ÖNCE!
SONRA
*Gay misin?
-Kız kardeşinle benim eve gel ve gör bakalım gay miyim!
DAHA SONRA
"İbrahimoviç'in ilk yapması gereken okula gidip, iyi bir eğitim almak. Maçoluğa ve bu tip sözlerin kullanılmasına karşı uzun zamandır mücadele veriyoruz. Umarım, kulüp başkanı Laporta, İbrahimoviç'i özür dilemeye zorlar ve Guardiola da ona birkaç söz söyler'' ( MİGUEL GOMEZ- COGAM EŞCİNSELLER DERNEĞİ BAŞKANI)
İşte 4 gün içinde olanlar...
7 Mayıs 2010 Cuma
Totti ve Barış

İtalya Kupası finalindesiniz... Oyuna sonradan giriyorsunuz, ama farkı yok, 1-0 geridesiniz ve tek amaç, maç sonuna kadar golü kovalamak. Rakibiniz, ligde son haftalara girilirken önünüzde, ezeli rakibinize karşı sizinle dalga geçer gibi bir galibiyet almış geçtiğimiz lig maçında... Kaptansınız, sonuna kadar savaşmasını öğütlemeniz gereken bir takım var sahada. Evet, ucunda bir kupa var belki, ama sadece bu değil. Son 3-4 sezonda, ligdeki hiçbir takımı umursamadan, rahat rahat şampiyon olan, artık en büyük handikapı olan Şampiyonlar Ligi başarısızlığını da aşmış bir takım var karşınızda. Bu maçı kazanan sadece kupayı değil, aynı zamanda moral üstünlüğünü de alıp götürecek.
