
Acayip bir olay sonrasında, belki de mucize aslında, yarı finale gelmişti Uruguay. Tam 40 yıl beklendi yarı final için, ve sonunda Forlan-Cavani-Suarez üçlüsüyle nihayet Güney Afrika'da yarı finali buldular.
Yeni neslin anneannesinin babası görüp hatırlayacak yaştaydı Uruguay'ın efsanevi kadrolarını. Şimdiki nesil de belki dünya üçüncülüğü ile yetinecek, ama asla unutmayacak bu turnuvayı... Tanıdık geldi mi?
Diğer tarafta da lanetli bir takım vardı aslında. Büyük turnuvalara her seferinde "aha şimdi koydular çocuğu, kadroya bak" şeklinde gelen, her seferinde acaip maçlar sonucu elenen bir takım Hollanda. 2000 Avrupa Şampiyonası'ndaki efsanevi kadro, müthiş beklentiler, komik şanssızlıklar ve kendi seyircisi önünde her şeyi yitiren Hollanda... Büyük turnuvalardaki şanssız takım kontenjanını dolduranlardan yani.
Maç mutlu mesut, sakin sessiz giderken, Gio van Bronckhorst'un vurduğu toptan çıkan ıslıkla bozuldu sessizlik. Erik Edman'ın Liverpool'a, Hagi'nin Monaco'ya attığı golün kopyasını attı Muslera'ya Gio. Çok da geçmeden karşılık geldi tabii. Her ne kadar Jabulani'ye sövseler de, John Heitinga Stekelenburg'un önünü kapattığından oldu Forlan'ın golü. Ha tabii bir de "topa sert ve falsolu vurunca çok dönüyor" (Ömer Üründül).
Aslına bakarsak, Hollanda'nın en büyük avantajı, Luis Suarez'in yokluğuydu. Fransa maçı sonrası yanlışından dönen Tabarez, Forlan-Cavani-Suarez üçlüsüyle birlikte etkili hale getirmişti hücum hattını. Ama bugün Suarez olmayınca, hem Cavani'nin yaptığı çapraz koşuların anlamı kalmadı, hem Forlan Suarez'e yoğunlaşan ve kendisini bir nebze boş bırakan bir savunma bulamadı.
Maçı bitiren golün ofsaytımsı olması dışında konuşulacak çok da bir şey yok aslında maçın geri kalanıyla ilgili. Zira Uruguay gol yedikten sonra gol atabilecek gibi gözükmüyordu.
Finale çıkan Hollanda, zaten benim favorimdi. Kim kazanır sorusuna Hollanda, kim kazanmasın sorusuna da Brezilya demiş olduğum için, beklentilerimin yüzde ellisi karşılandı Hollanda tarafından. Yalnız şunu söylemem lazım, van Persie'ye turnuva boyunca çok etkisiz kaldı diyenler oturup bu maçı tekrar izlesinler. Boşalttığı alanlar, verdiği paslar... Tatmin edici miktarda gol atamadı belki, evet formsuz belki ama, oyunu sürükleyen adamlardan biri de o. Sneijder-Robben ikilisine laf söylemek haddim değil. Taparak seyrediyoruz.
Maçın bir diğer değinilesi noktası da Rövşan İrmatov bence. Orta Asya'dan gelen, turnuva öncesinde kimsenin adını bilmediği bu hakem, 5. maçını yönetti, iyi de yönetti. 2006'daki dünya kupasında Jorge Larrionda da aynı etkiyi yaratmıştı. Artık büyük turnuvalardan "yıldız hakem"ler de çıkıyor sanırım.
Ne dersiniz, büyük turnuvaların lanetlileri birleşir mi finalde? Yoksa, 74'ün rövanşını mı izleyeceğiz?
6 Temmuz 2010 Salı
Uruguay-Hollanda
4 Temmuz 2010 Pazar
iki 50lik Arjantin lütfen
Her ne kadar favorim Almanya olsa da, tuttuğum takım Arjantin'di. Hayatımın son 5 yılını Messi'nin her maçını izleyerek geçirdiğimden, bir gönül bağım vardı onlara. Futbol öngörümü kanıtlayacak bir maç olsa da, Almanya'nın dört tane atmasına gerek yoktu tabi.
Almanlar şu anda harika oynuyorlar ve İspanya'yı harcayacaklarını düşünüyorum. İlk maçlardaki "herşey Podolski için" mantıklarını bir yana bırakıp, bir bütün olarak oynamanın getirilerini topluyorlar. Klose, Mesut, Müller çok ölümcül bir hücum hattı. Podolski'yi buraya eklemedim, o dengesiz. Türk olmasından ötürü Mesut'a özel birşeyler eklemem gerekirse, 4. goldeki pası o kadar harikaydıki, onu gole çevirememek hakikaten cinayet olurdu. Hatta babamın şu yorumu bence herşeyi özetliyor: "o orta bana gelse, ben de o golü atardım"3 Temmuz 2010 Cumartesi
Gana-Uruguay

Tek Afrika takımı olması sebebiyle herkesin sempatiyle baktığı bir Gana... 4-3-3 oynadığında Cavani, Forlan ve Suarez üçlüsüne sahip olan, zevk veren oyun oynayan Uruguay...
Kime sorduysam "ya tarafsızım ya, ne bileyim, ikisine de sevinirim" dedi maç öncesinde. Haklılardı da, zira Afrika'nın aslanları, savunma futboluna ifrit olmuş bizleri şâd eden Uruguay ile oynuyordu ne de olsa... Güzel maç olacaktı şüphesiz, ama tarihin en epik maçlarından birine dönüşeceğini kim bilebilirdi?
İlk yarı oldukça yavan geçti aslında. Zaman zaman Boateng'in taşıdığı toplara, zaman zaman Gyan'ın patlamalarına karşılık, Forlan'ın bireysel çabası ve kanattan getirdiği toplarla etkili olmaya çalıştı Uruguay Gana karşısında. İlk yarı böyle bitecek diyorduk ki, Jabulani Gana'yı 1-0 öne geçirdi. Tabii o topa "abanan" Muntari'nin de hakkını vermek lazım.
Turnuvanın en önemli golcüleri, ya da söyle diyeyim, turnuvaya sezon içinde alev almış şekilde gelen iki oyuncu, Forlan ve Suarez'in ikinci yarıda daha etkili olmasını bekliyordu herkes. Kaldı ki, Güney Kore maçında takımı kurtaran oyuncu olan Suarez, belki de ilk kez bu kadar etkisiz kaldı bu sezon içindeki bir maçta. Tam "Gana gol yemez ya, zaten Forlan tek kaldı, Kingson da formda geldi bu maça..." derken, Kingson Kingson'lığını yaptı, Forlan Del Piero frikiğiyle durumu 1-1 yaptı.
1-1 sonrasında çok fena bir hal aldı oyun, kilitlendi kaldı. Gerçi gol sonrası bayağı şabalaklaşan Kingson'ı kullanarak bir gol daha bulabilirdi Uruguay ama, bulamadılar. Zaten bu tip durumlarda "aman beyler yemeyelim de" düsturu hücuma ket vuruyor malum...
Uzatmalar her zaman hızlı geçer, öyle de oldu. Lakin bir maç sonu var ki...
Tam "maç bitti, penaltıları kim atar acaba?" derken biz, Fucile sağ kanatta faul yaptı. Serbest vuruş sonrasında, belki de futbol en dramatik 120. dakikası yaşandı. Suarez o topu ellediğinde kahraman olabileceğini düşünmedi belki de... Sadece çaresizliğin getirdiği bir elle oynamaydı belki de... Gyan topun başına geçtiğinde "Allahım, iyi ki Gana ya da Uruguay vatandaşı değilim" diye düşündüm hakikaten. İşin ilginci, 120. dakikadaki o penaltıyı kaçıran Gyan, turnuvanın en çok dikkat çeken, bugüne kadar 2 penaltıda golü bulabilmiş (hem de harika penaltılarla) oyuncusuydu...
Suarez bir penaltılık kahraman olmuştu o anda.
Ancak maç sonunda Montevideo'ya heykeli dikilecek kıvama geldi... Hollanda ile oynanacak yarı finalde oynayamayacak Luis Suarez... Ama bir maç daha oynamayı garantiledi en azından...
1 Temmuz 2010 Perşembe
Ömer Üründül
Dünya kupası, dünya kupası dediniz durdunuz, vuvuzelayı unuttunuz... Unuttuğunuz daha çok şey vardı belki, suç oranı, yüksek rakım, kötü hakemler, 2006 Dünya Kupası'ndan bu yana büyük turnuvalardaki savunma futbolunun zevksizliği vs... Ama önemli olan bu değildi...
Savunma bloklarının yaratıcısı, atak kombinezonları üstâdı, kromonezi'nin vaftiz amcası, evimizin yorumcusu Ömer Üründül, şüphesiz renk kattı şimdiye kada turnuvaya, di mi Ömer abi? "Çook"
Ömer Üründül birçok yönden işinin ehlidir;
-Ömer Üründül takdir etmesini bilir: "Maicon'u nasıl buldunuz?" "Faydalı... Yani..."
-Ömer Üründül maçın heyecanını güzel aksettirir: "Yalçın ne maç oluyo ama di mi?" ya da "Üff, ne vurdu ama yani..."
-Ömer Üründül bizden birisidir, yanında maç seyrettiğin baban gibi: "Sağ kanattaki oyuncunun adı neydi?"
-Ömer Üründül eleştirmesini iyi bilir: "Kayt'ı nasıl buldunuz?", "Yetenekli... Ama faydasız..."
-Ömer Üründül, sözcük kapasitesiyle çoğumuzu dövebilir (di mi Ömer abi?): "Çook"
"Enteresan"... (İkisini aynı cümlede de kullandığı olmuştur.)
Ömer Üründül "Çook" derken
-Ömer Üründül zor beğenir: "Yanlış, gol olsa da ordan vurulmaz".
-Ömer Üründül aslında olasılık, kombinasyon hatta ve hatta felsefik düşüncelerini yayına yansıtır: "Kaleci bıraksa gol!
Ama en önemlisi, her şey bittiğinde, Ömer Üründül sevincini izleyicisiyle paylaşabilir...
Evet, çeyrek finaller başlıyor yarın, çok üzerine gitmeyin artık. Yazıyı okuduktan sonra bakış açınız değişecektir... Vöeyy!
Ha bir de unutmadan, bilimsel konuşup, istatistik verelim di mi ama? (çook)
(Çok daha iyi bir yazı yazılabilir ama boğuntuya geldi, özürler...)
29 Haziran 2010 Salı
Brezilya - Şili

BREZİLYA
Muhteşem geri dörtlü yine eksiksiz olarak sahadaydı. Şili'nin Sanchez, Suazo, Gonzales ve Beausejour ile etkili olmaya çalışan hücum dörtlüsüne geçit vermeyerek bu turnuvada neden favoriler arasında en güçlü savunmaya sahip olduğunu yine ispatlamış oldu bence. Robinho'nun bencilliğiyle harcanan birkaç pozisyon yüzünden daha da artabilecek olan skor 3-0'da kaldı ve dakikalar 74'ü gösterirken bile Brezilya tempoyu öyle bir düşürdü ki kronometreye bakmayanlar rahat çıkarılmış bir maçın son dakikalarını seyrettiklerini düşünebilirdi. Dunga'nın sarı kart sınırında olan oyuncuları çıkartması ise akıllıca bir hamleydi. Hollanda ile zevkli bir maç çıkaracağını düşündüğüm Brezilya belki de en rahat galibiyetlerinden birini almış oldu.
ŞİLİ
Turnuvaya renk kattıkları bir gerçek ama bu kadar da risk alınır mı be arkadaş? Ömer Üründül'ün de söylediği gibi "Savunmada bile çok hareketli", Şili. Robinho ve Kaka gibi adamlar üzerine üzerine gelirken doğrudan hamlelerle topu bir an önce çalmaya çalışırsan tabii ki ortalık PES 2010'a döner. Lucio ve Ramires'in ortadan delişleri, Fabiano'nun attığı gol buna örnek; takımın boy ortalaması da düşük sayılır, Juan'ın kafa vuruşu çok düzgündü çünkü rahatsız edilmeden yaptığı bir vuruş oldu. Oynadığı futbolla turnuvanın Catenaccio'cularına nazire yaptı belki; ama yeterli değildi, daha maçın başında tek uzun topta Brezilya'nın santraforu senin ceza alanına dalıyorsa bu işte bir sorun var demektir.


