21 Mayıs 2010 Cuma

Premier League'de Yılın Adamı




Alkışa, takdire şayan olduğu şüphesiz çok açık Harry amcanın. Hem Portsmouth taraftarının, hem de Southampton taraftarının (ki ezeli rakip değil, ebedi düşmandır bunlar) nefretini kazanmış, hem de bunu ikisini de yöneterek, hatta bir tanesini imkansız gibi gözüken bir görevi üzerine alıp, neredeyse son maçta ligde tutacak kadar başarılı şekilde yapmış (southampton) bir teknik adam. Her şeyden önemlisi, bir futbol adamı Harry Redknapp.

Portsmouth'u Premier League'e çıkardıktan yaklaşık 2 yıl sonra Southampton'ın başına geçtiğinde, "seneye bir Championship takımı çalıştırıyor olacak" yorumları yapılmıştı. Zira hakikaten rezalet bir takımdı Southampton.

Sonra tekrar Pompey oldu takımı Harry amcanın. Şöyle düşünün, Fenerbahçe-Galatasaray-Fenerbahçe benzeri bir trafik.

Portsmouth ile birlikte 2007-2008 sezonunda FA Cup'ı kazandı. Çok da üst düzey olmayan bir takımla aldığı bu başarı, West Ham ile birlikte İntertoto birincisi olduğu sezondan bu yana geçirdiği en iyi sezonu yaşattı belki de.

Ve belki de hiç olmayacak bir iş oldu, 5 milyon poundluk bir tazminat ile birlikte, Spurs'ün yeni menajeri oldu 2008 Ekiminde.

Tottenham o aralar bir garipti aslında. Jermain Defoe, ki her futbolseverin bildiği üzere bayrak adamlarından biridir Tottenham'ın 9.3 milyon pounda Portsmouth'a satılmıştı, bir sene sonra 16.4 milyona geri alınmak üzere...

Yok yok, hakikaten garipti Tottenham o aralar... Keane de 24 milyon'a Liverpool'a gidip, yarım sezon sonra geri dönmüştü aynı sezon. Arka arkaya 2 sezonda, transfer gelir-gider dengesi "-132 milyon pound"u gösteriyordu, başarılar pek yakın görünmüyordu, harcamaların ardından heveslenen taraftarlar, sabırsızlanmaya başlamıştı...

Harry Redknapp'in işi zordu anlayacağınız, yine. Tam 109 değişiklik yaptı 2.5 sezonda Tottenham kadroda. Kiralık gidenler, alınıp gönderilenler, bekleneni veremeyip zararına gönderilenler vs...

Bu denli fazla oyuncu "ticareti" sonrası normaldir eleştirilmek. Eleştirildi Harry Redknapp, zaman zaman çok başarısız olduğu söylendi, zaman zaman kendisine tanınan imkanları kullanamadığından. Gerçi bizde olsa "Heri adam değil" ya da "Heri adamsa totnımı şampiyon yapsın" geyikleri yapılırdı. Ya da eleştiriler sonrası kovulurdu belki de, bilinmez.

Bu sene takımını 4. yaptı Harry Redknapp. Şampiyonlar Ligi vizesi aldı uzun süredir bunu aşkıyla yanıp tutuşan Tottenham. Ve yılın teknik adamı seçildi Premier League'de.

İşte size bir başarı, bir sabır öyküsü.

Uzun mu oldu? "Özet geç"eyim;
Portsmouth'tan Southampton'a geçmek 20000 beddua,
Southampton'dan Portsmouth'a geçmek 20000 beddua,
Portsmouth'tan Spurs'e geçmek 5 milyon pound,
2.5 senede istediğin takımı oluşturmak için edilen zarar 132 milyon pound,
O kadar eleştirilip, İngiliz esprilerine konu edildikten sonra Spur'ü 4. yapıp Şampiyonlar Ligi'ne gitmek;

PAHA BİÇİLEMEZ!

18 Mayıs 2010 Salı

Bosman Nerede, Biz Oradayız

Transfer yapılırken öncelikle fiyatına bakılır elbet. Bütçeyi aşıyorsa nasıl alacaksın değil mi? Lakin fiyatına bakacağın oyuncunun da takımın ve teknik direktör'ün oyununa uyup uymayacağı da önemlidir.

En güzel transferin Bosman kuralıyla yapılan olduğu konusunda tüm Football Manager oyuncuları mutabıktır sanırım. Kaldı ki o oyununun en güzel yanlarından biri de "free" oyuncu alıp, 2 sezon sonra dünya devlerine satmaktır feci paralara...

Bugün 2 transferini kamuoyuna duyurdu Galatasaray; uzun süredir Porto, Sporting Lizbon gibi takımlarla adı geçen Serdar Özkan ve yeni "Hakan Şükür tarzı forvet" tanımını doldur(t)acak Mehmet Batdal.

Galatasaray'ın forvet açığı olduğu aşikardı sezonun 2. yarısında. Sırf taraftar infial yaratmasın diye, sene sonunda gideceği bilinmesine rağmen takımda Nonda'nın yerine tutulan Kewell (ki büyük bir yanlış oldu...olmuş yani) ve Jo alındı alelacele. Gio'da zaten takıma alışana kadar takım kendinden geçti, hedeflerden uzaklaşıldı. Forvet eksikliği, hesap yanlışları feci vurdu bu sezon Galatasaray'ı yani.

Öte yandan, sezon başında birçok Galatasaray taraftarı gibi benim de takımda kalıp 3. santrfor olması beklediğim, 2008-2009 sezonunda Bank Asya Ligi'nden düşen Sakaryaspor'u 31 maçta attığı 17 gol ile neredeyse ligde tutacak Özgürcan Özcan, bu sene de pişmeye devam etti. Ve şimdi, yerine Mehmet Batdal geldi.

Bilmiyorum tam olarak hesap nedir, belki de Baros, Batdal ve Özgürcan üçlüsü taşıyacak bu sezon Galatasaray'ı... O yüzden planları tam öğrenmeden ahkam kesmeye hacet yok. Lakin görünüş, Özgürcan'ın Anadolu turnesine devam edeceği şeklinde, tabii baklava reddetmezse...

Madem Batdal hakkında yorum yaptım, Serdar Özkan'a da döneyim. Youtube'ü açıp baktığımızda, bu abimiz için "turkish messi", "great player" gibi başlıklar çıkıyor karşımıza. Çalımlar, egsantrik paslar vs...

Ama gelin görün ki, paslar veya çalımlardan sonra tak diye kesiliyor vidyo, devamı yok yani. Neden? Çünkü ne Serdar Özkan, ne de bir başkası bu pozisyonlardan gol çıkarabiliyor. Zaten eleştiri de burada başlıyor.

"Çalım atmayı ondan öğrendim" demiş Arda Turan onun hakkında. "Aslında Arda'dan daha büyük yıldız olacaktı, n'oldu biz de anlamadık" diyor otoriteler onun hakkında. "Beklenen patlamayı yapamadı, aslında çok iyi oyuncu" diyor Beşiktaş taraftarları onun hakkında. Tanıdık geldi mi? Aydın Yılmaz, Okan Koç...

Son vuruşlarını değil, sanırım oyun görüşünü, futbol anlayışını değiştirmesi gerecek Serdar Özkan'ın Galatasaray'da. O zaman göreceğiz Rijkaard'ın sistemine uyacak mı uymayacak mı... "Total futbol için, total değişim" olmalı Serdar Özkan'ın yeni mottosu yani...

Son bir paragraf da Galatasaray Yönetimi'ne, ya da transfer komitesine; ortasahayı elden geçirmeden yapacağınız her alışveriş size tepki kazandıracak, topladığınız bu tepkilerle mutsuz olacaksınız...

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Leo Messi



Ne yalan söyleyeyim, Barcelona'yı sevmem ben pek. Ha diyeceksiniz ki, futbol seviyorsan, Barca'yı da seversin, e doğru orası.

Sezonun bitmesine daha 2-3 maç kala La Liga'nın puan rekorunu kırıp şampiyon olan bir takım, İnter'e elenmesinin tek sebebi "duvara karşı" olan bir takım, kral kupasından elenmesi sıkışık döneme rastlayan bir takım Barca.

Sezon kötü mü geçti? Kesinlikle hayır. Ama şunu söylemek lazım, çok büyük hesaplama yanlışlarıyla girdi bu takım seneye...

Herkesi aklına Eto'o-İbra takası gelecek şimdi. Kısmen ondan yola çıkacak olsam da, başka bir yere gitme amacındayım. Herkesin bildiği gibi, Eto'o, Real Madrid nefretiyle çalışan bir adam. Hızlı, Barça sistemine uygun, deparları ve son vuruşları mükemmel olan biri. Lakin İbrahimoviç'e gelince... İbra daha çok İtalya Ligi'ni yatkın bir adam gibi geliyor bana. Top saklar, vücudunu kullanır, arada eksantrik hareketler yapar. Ama ne Eto'o gibi alan boşaltabilir, ne de onun gibi seri olabilir. Bence Pep Guardiola'nın düşüncesi, Messi ve Henry ile hızlı çıkıp, İniesta ve Xavi'nin onlara atacağı paslara İbra'yı duvar olarak kullanmaktı. Ya da bana öyle geliyor ne bileyim. Olmadı işte. Hem ibra La Liga'ya alışamadı, hem sisteme uymadı. Atamadı, atamadıkça morali bozuldu, morali bozuldukça oyundan alındı...

İşte asıl mesele bu. Yerine giren hep Bojan oldu, bazen de Jeffren. Ancak, zaten "Barça ile oynuyoruz, oyunu kilitliyoruuuz..." düsturu ile oynayan rakipleri bu tip gençlerle açma fikrinde hastalık vardı. İkincil bir etkili forvet eksikliğini çekti Barça.

Sanki gol sıkıntısı çekmişler gibi yazdım. Kesinlikle öyle değil, zaten başlığa bakan, sezonu iyi takip eden görür bunu. 2. forvet ihtiyacında Messi çıktı hep sahneye. Hem gol kralı oldu, hem attı hem attırdı. Tüm senenin skor yükünü tek başına çekti neredeyse. Ya onun gibi 25-30 gol istatistiğine ulaşabilen bir başkası olsaydı?

Messi böyle devam edecek gibi, her ne kadar resimdeki Messi'yi kucaklayan abimiz onun Güney Afrika'da başarısız olması için elinden geleni yapsa da kadro seçiminde, sanırım Maradona'yı her alanda geçecek Leo.

Haa bu arada, şu Altın Ayakkabı'yı bir numara büyük verin Messi'ye, seneye de giyer...

16 Mayıs 2010 Pazar

Kansız İhtilal...



Bilen bilir, 27 yıllık CHP 'hükümranlığı' 1950 Mayıs'ında Demokrat Parti'nin iktidara gelişiyle son bulduğunda "Beyaz Devrim", "Kansız İhtilal" gibi pek çok sıfat bu olaya layık görülmüştü. Bu akşam Turkcell Süper Lig'in sonucu da 4 takımın yıllar boyunca süregelmiş tekelinin son buluşuyla bu tarz isimlendirmelere şayan bence.

Bir Fenerbahçe'li olduğum için izlediğim maç Fenerbahçe-Trabzonspor karşılaşması oldu. Bu yüzden yorumlarımı bu maç üstünden yapacağım. Maçın ilk düdüğünden itibaren şampiyonluk için kenetlenmiş bir takım vardı sahada ve şanssız bir gol yiyip, bunu çıkaramama tablosu kendini tekrar etti.

Girilen bir çok pozisyon ya kaleci Onur'da ya direklerde ya da inanılmaz derecede cılız şutlarla sonlandı. Açıkçası bu kadar golün kaçıyor olması oldukça şaşırtıcı, hele ki Alex gibi 'Usta' olarak yere göğe sığdırılamayan bir oyuncunun biri dağa taşa biri de Onur'u bu geceki övgülere layık kılan ellerine gönderdiği iki şutunu gören Dunga 'Oh ne iyi etmişim' diye sevinmiştir.

Trabzonspor'un maçı bırakmayacağını biliyordum, ama oldukça geride kabul etmek zorunda kaldı oyunu. Burak'ın uzaydan gelen şutunu kaleye buyur eden Volkan ve onu babasının tarlasından karpuz çaldıracak kadar boş bırakan Vederson golün sorumlularıydılar, ardından garip pozisyonları gole çeviremeyen Fenerbahçe'li oyuncular şampiyonluğu bir 'asiye' kaptırdılar.

Bursaspor'u alkışlamamız şart, Şansal Büyüka vari bir cümle de ekleyeyim: "Yukarıda Allah var, çarpar adamı" Bu kadar 'büyük' ve her senenin belli olan favorileri arasından çıkmak ve şampiyon olmak her babayiğidin harcı olmasa gerek. Hele ki Anadolu kulübü olmak gibi bir dezavantaja sahipken bunu başarmak çoktan tarihe geçmişti, şimdi bunun üzerine bir de altın kaplama çekmiş oldular.

Beşiktaş'ın çok da önemsediğini düşünmediğim bir maçı da kazanarak, Fenerbahçe'nin yapamadığını yapıp birden fazla gol atarak şampiyonluğa ulaşan taraf oldular. Fenerbahçe'nin yanlış yönetim ve transfer politikası bir kez daha kendini göstermiş oldu, Futbol branşı da diğer branşlar gibi yalnızca oradan sorumlu kişilere bırakılırsa başarıdan söz etmek mümkün olacaktır.

9 Mayıs 2010 Pazar

Şampiyonlar Ligi Aşkına!



Ayak içi plaseleri şahı, topu sürerken çıkarılan anlık füzelerin babası, "kısa boylu çevik forvet"in canlı tanımlarından Fabrizio Miccoli...

Che dövmeli, hafif arızalı, "sevimli suratlı Gattuso çakması"dır Fabrizio Miccoli...

Juve'de olmadı, Fiorentina'da toparlayamadı, Benfica'da sıçrayamadı... Şimdi, 3 sene önce geldiği Palermo'nun her şeyi.

Kendi evinde yenilgisiz 3 takımdan birinin hedef santrforu, Serie A takımlarından birinin "nihayet" aranan, bayrak adamı...

Ne dersiniz, Şampiyonlar Ligi yakışmaz mı bu adama sonunda?





Bari'den yeni Totti olması için gelmişti Roma'ya 19 yaşındaki Cassano... Bekleneni verdi, verdi ki, Real Madrid'e kapıldı henüz gençken. Çoğu zaman olduğu gibi de Madrid'den boynu bükük ayrıldı. 2007/2008 sezonunda kiralık olarak geldiği Sampdoria'da tutunmak son çaresiydi, öyle de oldu. 3 sene önce geldiği Sampdoria'nın en büyük yıldızı şimdi.

Yeni Totti olmadı, Raul olmaya niyetlenip kariyerini tehlikeye attı belki ama, kendisi olmaya çok da geç dönmedi Antonio Cassano.

Kendi evinde yenilgi almayan 3 Serie A takımından birinin "nihayet" her şeyi...

Ne dersiniz, Şampiyonlar Ligi yakışmaz mı bu adama sonunda?

PALERMO SAMPDORİA'YI KONUK EDİYOR BUGÜN 16:00'DA.

NE DERSİNİZ, YAZIK OLMAYACAK MI İKİSİNDEN BİRİNE?