
Maç o kadar netti ki, hani detaylı analiz, şeytanı ayrıntıda aramaya gerçekten gerek yok. O kadar ki, klişe başlık attım.
Kuzey Kore, Brezilya maçındaki oyunuyla bize umut verse de, o umudu yoketmeyi bildiler. Gerçi Portekiz'e şaka yapmak üzerelerdi, etkili pozisyonlara girdiler, ama konsantrasyonu 90 dakikaya yaymak gerek. 2. golden sonra dağıldılar. Kuzey Kore için sevinilecek tek mevzu, ilk kez bir maçı canlı izlemiş olmaları.
Portekiz, Kuzey Kore'nin defansını ara toplar ve ortalarla darma duman etti. Fildişi'ne karşı etkisiz kalan Portekiz , onbirinde oynamalar yaparak, Brezilya'ya zor anlar yaşatan K.Kore'yi resmen sahaya gömdü. Gerçi Kore ile denk sayılmazlar ama olsun.
Maç hakkında söylenecek çok şey yok, güçlü olan yendi, yoluna devam etti. Deco yerine Simao'nun oynamasının yarattığı farkı da konuşabiliriz, ama bence gerek yok. Maçın kendisinden ziyade etkilerini konuşmak istiyorum. Bu maç ile birlikte, Fildişi, matematiksel olarak şansı devam etse de, elendi. Fildişi'nin Kore'ye yedi gol atması ve Brezilya'nın Portekiz'i en az 2-0 yenmesi dahilinde Drogba ve arkadaşları bir üst tura çıksa da, pek te mümkün değil. Brezilya gününde olsa 4-0 da yener, o birşey değil de, Fildişi'nin o kadar gol atabileceğinden çok şüpheliyim. Ve şark kurnazlığı diye Kaka'yı oyundan attırıp, Portekiz maçında oynamamasını sağladılar. İyi iş, Portekiz bile daha fazlasını isteyemezdi.
Özet geç derseniz, Portekiz bir üst tura çıktı ve rakibini (Şili yada İspanya olacak) bekliyor. Fildişi Sahilleri'nin ise neden onca iyi oyuncuya rağmen bir halt yapamadıklarını sorgulaması gerekiyor. Kuzey Kore ise eve gidince yiyeceği şaplağı düşünsün.
22 Haziran 2010 Salı
Portekiz "7" bitirdi
21 Haziran 2010 Pazartesi
Brezilya-Fildişi Sahilleri

Sven-Göran Eriksson'un yönettiği takımları beğenmek ne mümkün? Nedendir bilinmez, bende hep fransızlara Domenech'in yaptığı etkiyi yapar Eriksson abi.
Meksika'ya sardığında, o cânım takımın içine edeceğinden korkmuştum... Çok zaman geçmeden gördük ki, Meksika'ya oynattığı futbol, korkuncun da ötesinde, iç acıtıcıydı. Ne zaman o gitti, açıldı adamlar.
Fildişi önceleri yalnızca dünya kupası için Guus Hiddink'e teklif götürmüştü hatırlayacağınız gibi. Şimdi düşünüyorum, Hiddink gelse yarı final oynayabilecek kadro, Eriksson ile sürünüyor.
Tamam, belki bazı pozisyonlarda ciddi sıkıntılar var; kaleci Barry mesela, çok üst düzey değil. Ama sana sezon içinde "çılgın atarak" gelen adamlar var, onları kullansan ya?
Ne Keita, ne de Gervinho yedekte oturtulacak adamlar değiller. Kaldı ki, Yaya Toure, Romaric ve Zokora üçlüsüyle desteklenmiş bir Kalou(Keita)-Gervinho-Drogba hattı, ziyadesiyle ölümcül olabilir.
Sven amcaya karşı benim antipatim olduğunu fazla kustum, Brezilya'ya döneyim. İlk maçta efsanevi direniş gösteren Kuzey Kore'lilerin kilidini açan Maicon, Ömer Üründül'ün bile desteğini aldı vallahi. 1 sene önce Konfederasyonlar Kupası'nda "yau niye Alves'i değil de Maicon'u oynatıyor, hayret bi' şey midir nedir?" derken, şimdilerde en büyük hayranı oldu adamın.
Yalnız, hazır Türk yorumculardan gitmişken şunu söylemem lazım, Robinho'da "sıkıntı var". Takım oyununu en olmadık zamanda yaptığı saçma hareketlerle baltalaması, sürekli topla oynama isteği vs... Dunga'nın yaratmaya çalıştığı "dengeli, avrupai Brezilya" olgusunu köreltebilir. Madem Ronaldinho arıza çıkarır diye takıma alınmadı, e Robinho'yu da almasaydın ya?.jpg)
İlk gol bayağı güzel oldu. Donovan'a nazire yapan Fabiano, 2. golde uzun süredir görmediğimiz o "tanrının eli" olayını gösterdi bizlere. Ve sonra da Elano 3'ü buldurdu Brezilya'ya. Bu maç sanırım şunu ortaya çıkardı; Brezilya, açık oynayan, hücum düşünen takımlara karşı çok daha rahat. Ne de olsa 9 kişi ile karşılamadı Fildişi onları.
Yalnız o Tiote denen arkadaşa bir çift kelamım olacak; ne pismişsin sen arkadaş!?
3-0'dan sonra oyuna giren Gervinho ve Keita hareket getirse de, çok fazla aksiyon olmadı oyunun geri kalanında. Yalnız Fildişi'nin golünde Drogba'nın ofsayttan kaçışı ve Toure'nin pası enfesti.
Benim aklıma takılan bir şey daha var, bre Keita, hadi burada ne yapsan gider, Galatasaray taraftarı arkandadır, ama Dünya Kupası'nda, herkesin gözü önünde, üstelik, bir sonraki maçta rakibinizin elenmesi için Brezilya'nın ihtiyacı olan adamı ne demeye attırırsın oyundan? İyice mimlendi Keita, iyi mi?
Brezilya garantiledi, şimdi Fildişi'nin tek beklediği, kafalarının daha rahat olması için Kuzey Kore'nin basiretsiz Carlos Queiroz'a ilk maçta yaptığı gibi direnmesi. Beklendiği gibi iyi bir grup olmakta...
20 Haziran 2010 Pazar
Slovakya - Paraguay

Dünya Kupası'nın sıkıcı maçlarına bir yenisi daha eklendi ve Paraguay dakikalarca üstün oynadığı oyunda fazla pozisyona girmeden üç puanı kaptı.
SLOVAKYA
Genç bir ekip ve tecrübesizlik sorunuyla karşı karşıyalar. Bunun yanında Slav ırkına has fiziksel üstünlüğü sahaya yansıtma konusunda da başarısızdılar. Paraguaylı savunma oyuncuları ağırlıklarını koyarak Slovak hücum hattına sessiz sedasız bir maç yaşattılar ve bu sayede başları pek ağrımadan İtalya maçında da olduğu gibi istediklerini aldılar.
Takıma bakıyoruz: Kaptan Hamsik 22, bek Skrtel 25, santraforlar Vittek ve Sestak 28, sol kanat Weiss 20 yaşındalar, saydıklarımın ilk dördü Slovakya için çok önemli isimler ve yaşları genç sayılır; bu nedenle Slovakya kadrosunda kabiliyetli oyuncular barındırmasına rağmen henüz futbolu Dünya Kupası düzeyinde oynayabilecek oyunculara sahip değil gibi duruyor. Bu maçta da doğru dürüst bir atak seyredemeyişimiz bundandır diye düşünüyorum.
PARAGUAY
Rakiplerinden bir gömlek üstün olan Güney Amerika temsilcisi, disiplinli ve mücadeleci bir futbol oynayarak Robert Vittek gibi ne yapacağı belli olmayan bir isme bile ilk etkili şutunu 80'li dakikaların sonunda çektirdiler. Formda bir Cardozo'ya hala ihtiyaçları olsa da Barrios, Santa Cruz, Valdez, Vera ve Riberios gibi hücumda etkili olabilen oyuncular sayesinde bu turnuvada iyi yerlere gelme potansiyeline sahip olduklarını bugün de gösteren (sambacılar? tangocular? hakacılar? neciler demek lazım bunlara?) Paraguaylılar, bugün İtalya'ya sürpriz yapan Yeni Zelanda'yı da kayıpsız geçeceklerdir.
19 Haziran 2010 Cumartesi
An English man in Cape Town
Şayet miyopsanız ve İngilt
ere - Cezayir maçını gözlüksüz izleseniz, büyük ihtimal İngiltere milli takımının yeşil formalarla sahaya çıktığını sanırdınız. Yani en azından savunma açısından. Ve Slovenya - Cezayir maçını izleyememiştim, dolayısıyla orada nasıl oynadıklarını bilmiyorum ama, dün her topa basan, sürekli koşan, marke ettiği adamı kaçırmayan, yani bir bakıma standart İngiliz ekolü uygulayan bir Cezayir izledim. Oyuncuların bencilliğinden ötürü çok pozisyona giremeseler de, savunma açısından mükemmellerdi. Zaten gruptan çıkıp, üst turları zorlamaları beklenmediğinden, bence yeterli performansı sergilediler. Cezayir'de Belhadj, sol bek sıkıntısı çeken takımların göz atması gereken bir futbolcu. Dün akşam çok etkiliydi ve Porthsmouth'un da ligden düşmesiyle birlikte, gelecek sezonda yeni bir takımda görmek hiç şaşırtıcı olmayacak.
Gelelim İngiltere'ye... Dünya Kupası'nın başlangıcından önce, insanlar İngiltere'yi favori olarak gösteriyor, sebeplerini binlerce analizle kanıtlamaya öalışıyordu. Yok A. Cole rüzgar gibi esecek, yok Rooney savunmayı darmaduman edecek, yok Lampard - Gerrard ikilisi kaleyi bombardımana tutacak falan. İngiltere'nin iki maçta sadece 1 gol atıp 2 puanı olması, bu sözlerin sahiplerini üzmüş olmalı. Ancak benim için ortada bir süpriz yok, İngiltere'yi favori olarak görmedim, çünkü İngiltere'de genel olarak bir takım olma sorunu var. Sinerji yok. Bir sürü kaliteli malzemenin kullanıldığı ama vasat olan yemekler gibi. Hadi ben İngiliz değilim, kupayı alıp almamaları en son sorunlarımdan biri, ama vatandaşlarına acısınlar. Bireysel olarak mükemmel olan futbolculardan insan başarı bekler. Neyse, dediğim gibi, onların sorunu.
Capello'nun başarılarını tartışacak değilim, adam 90'lı yıllardan beri takımlarını başarıdan başarıya koşturmuş. Ama bazı şeyleri gerçekten görmüyor mu? İngiltere kanatlarını kullanmıyor. Cole ile Johnson süs olarak mı kondu beklere? ABD maçında da, Cezayir maçında da Glen Johnson fark yaratan adamdı. Hele dünkü maçta neredeyse tüm tehlikeli pozisyonlar, Johnson'ın ortalarından geldi. Zaten kendisini Morinho da istiyormuş, Rafa Benitez'in ayrılışı ile birlikte, Glen Johnson'da ayrılabilir. Bu arada tüm tehlikeli ataklar dedim ama, Johnson'ın toplamda yaptığı orta sayısı bir elin parmakları kadar. FIFA'nın sitesinde Cole maçın adamı gözüküyor, ama ben kendisini maçta görmedim ki adamı yapayım. Rooney'e pas gelmiyor, Gerrard önünden geçen topa müdahale etmeyecek kadar isteksiz... İngiltere'nin kendisi bile inanmıyor turnuvayı alacağına.
Maça yönelik ilginç bir nokta ise, ilk maçlarda hatalı goller yiyen kalecilerin yerine yedek kalecilerin ilk onbirde maça başlamalarıydı. Tüm maç boyunca saçma goller yemelerini bekledim, çünkü yine saçma sapan hatalara imza attılar. Şanslarına gol yemediler ama, maça heyecan katan tek unsur onlardı. Gerçi Bolhi dün Lampard'ın ceza alanından çektiği şutunu uzanıp güzel kurtardı, ki maçın en net pozisyonuda buydu, ve be belki de maçı kurtardı.
Artık aklıma gelen şey, acaba Rooney oynadığı reklama gerçekten inanıyor mu? Zira gidişat İngiltere namına pek parlak değil...
18 Haziran 2010 Cuma
Veni, Vidi, Vidic

"Önce İspanya!" diyordu herkes... Ardından "oOo Brezil oOo"cuların Brezilya'sı ve belki de turnuva öncesinde en çok merak edilen takım olan Hollanda... Kimsenin Almanya'ya güvenip de lcd televizyon aldığını falan sanmıyorum.
Lakin kazın ayağı öyle değil, ilk maçlar sonunda bunu gördük. Avustralya'yı, ki şu ana kadarki en kötü performanstır bence dünya kupasında, feci şekilde katlettiler. Çok fazla pozisyona girdiler, çok attılar, çok kaçırdılar. Ha şunu da söylemek lazım, Cahill'e gösterilen o ağır kart olmasaydı belki de bu denli farklı ve rahat kazanamayacaktı Almanya. Biri haksız kırmızı kart mı dedi?
Evet, Klose de bugün garip bir şekilde oyunun dışında kaldı. Ha belki Almanya 11 kişi de oynasa yenemeyecekti bu Sırbistan'ı onu bilemeyiz ama, yine de tam burada Alberto Undiano Mallenco'ya bir çift kelam etmek isterim; "sok o kartını cebine be adam!"
Gana maçında Krasic'İn kaçırdığı pozisyon olmasa, belki de bugün sonrasında puanı 6 olacaktı Sırbistan'ın. Gol kaçtı, ardında saçmasalak bir elle oynama, ve penaltı. Sırbistan'ın antrenman başlarında ceza alanı içinde salakça elle oynayarak ısındığını düşünmeye başladım, zira Vidic adlı arkadaşımız da aynı haltı etti. Neyse ki bu sefer Podolski topu Stojkoviç'e nişanladı da, Vidic dayaktan kurtuldu.
Podolski'ye de ayrı bir parantez açmak lazım. (hay senin ayağına)
Neyse, devam edelim. maç öncesinde bana "Sırbistan gol atacak, gole etki edecek 3 adam söyle, bir de rollerini söyle" deseler, vallahi Krasiç ortalar, Zigic indirir, Jovanoviç de atar derdim muhtemelen. Hakikaten de öyle oldu.
1-0 sonrası pozisyonlar da yakaladı Sırbistan direğin gole izin vermediği. Lakin başka gol olmadı.
Puanını eşitledi Sırbistan şimdi. Son maçları da Avustralya ile. Gruptan çıkmak için oldukça önemli bir fırsat yakaladılar, bakalım değerlendirebilecekler mi?
