
Her şey burada başlar işte. Halı sahalara asılan pankartı gören babalar o anda kafaya koyarlar, "dur bizim oğlanı da yazdırayım şuraya, güzel oynuyor velet" diye geçirirler içlerinden. O güzel oynayan veletlerden en büyük potansiyele sahip olanlar seçilir, ve belki de ülkenin her haftasonu konuştuğu adam olur bazıları...
Sadece futbol öğretilmez bu çocuklara orada. Takım için çalışmak, sporu sevmek, zihnen ve bedenen geliştirmektir ama genelde. Kiminin annesi alır sonra altyapıdan, "çocuğumun boyu kısa kalacak" diye, kimi de ilgisini yitirir futbola karşı. Kalanlar?
Şut tehdidi olan, genç, milli takımda oynayabileceğini göstermiş, mantıklı cümle kurabilen (ki bence acaip önemli), ayağının ayarını kaçırmayan, ofansif özelliğiyle hücumda da kullanılabilecek (en azından lig maçlarında), muhtemelen ortaları ve uzun pasları Caner'den kötü olmayan bir oyuncudur kendileri. İyidir, gereklidir transferi sol tarafa, peki gidenler?
Defans çıkaramayan güzel ülkemin en güzide altyapısı olarak kabul edilen Galatasaray altyapısının 4 önemli ürünü, kendisi için takasta kullanıldı. Üstüne bir miktar para verildi vs... bunların pek önemi yok. 2si defans göbeğinde oynayan, biri ecnebinin "offensive allrounder" dediği, diğeriyse yıllardır anadolu turu yapan 4 genç, tek bir oyuncu için yollandı.
Tamam, belki yeterli potansiyelleri yok, belki daha elzem olan A takım için oyuncu alma yolunda her şey mübah, ama biraz yukarda yazdığım gibi, kalanlar ne olacak?
Şimdi siz Anıl Dilaver olsanız, Cem Sultan olsanız, Berkin Arslan olsanız düşünmez misiniz "oha! yahu seneye bizi de Murat Ceylan (örneğin) için Gaziantep'e göndermesinler?!!" diye? hepsi Arda Turan, Emre Çolak ya da kötü bir örnek olsa da Emre Belözoğlu olamayacak evet, ama A takım oyuncusu olmak için içlerindeki isteği öldürmek, "ya beni de takasta kullanırlarsa" diye içlerine kurt düşürmek ne derece doğru?
Peki takas olayını bir kenara bırakalım. 22 yaşında, oldukça kalıplı, geleceğin Hakan Şükür'ü olacak denip denip kiralık yollanan bir Özgürcan var diğer yanda. 2 sene önce Sakaryaspor'da 31 maçta 18 gol attı 2. lig'de. ne oldu sonra? 2 tane forveti olan Galatasaray onu 3. forvet olarak dahi düşünmedi. Hala geziyor şehir şehir.
Şimdi siz az önce yukarda saydığım gençlerden olsanız, nasıl bir psikolojiye sahip olurdunuz? A takıma çıkmadan kiralık gönderilmek doğal elbet, ama bu durum, "ebedi kiralık" mertebesine yükseliyor çoğu örneğe baktığımızda.
Bilmiyorum, belki ben çok yanlış düşünüyorum, belki olaylar tamamen farklı... Ancak şöyle bir durum var, başarılı bir altyapı olmak için "geleceğin bilmemnesi" denecek oyuncuları çıkartmak, yetiştirmek yetmez, onları bir şekilde A takıma entegre etmeniz gerekir, yoksa yakında Bank Asya Lig'i tamamen Galatasaraylı dolacak...
26 Mayıs 2010 Çarşamba
Kiralık Gitmek Vs. Takasta Kullanılmak.
25 Mayıs 2010 Salı
Jean-Michel Aulas Lazım Bazen

Jean-Michel Aulas... 80'lerin ortasında, kendi halinde bir şehir takımı olan, 2. ligde yeni yeni tepelere oynamaya başlayan Lyon'un 1987 yılından beri sahibi ve başkanı...
Belki de L'Arbresle'de doğduktan sonra çalışmak için ve tabii yaşamak için seçtiği Lyon'u bambaşka hayal etti, "Burası bir futbol şehri olmalı" dedi. "İnterpol ordaydı di mi yav?" sorusundan daha fazlasını ifade etsin istedi insanlara Lyonnais şehrinin.
1991 yılında ilk kez ortaya çıktı Ligue 1'da Olympique Lyonnais. 5. bitirdikleri sezon sonrası, Jean-Michel Aulas ilk kez keyifle gülüyordu bir sezon sonrasında.
Altyapının önemi nedir, ne değildir bilmiyordu Türk futbolseveri, o zamanlar. Doğru transferlerdi bizim için Yugoslavlar. Milli takım az fark yediği zaman mutlu oluyorduk, attığımız her gole sevinmeye başlamıştık. Sonra yavaş yavaş bir şeyler oldu. Galatasaray Tanju'nun falsoları, Uğur'un deparları, Cüneyt'in müdahaleleri veya Prekazi'nin füzeleriyle yarı finale çıktı Şampiyonların arasından.
O zamanlarda Aulas ise altyapı kurmakta, tesis geliştirmekte, yatırımlarını adam gibi yapmaktaydı. 2. ligden aldığı takımı 1. Lig'in saygı duyulan takımı haline getirme yolunda büyük yol katetmişti.
Diğer yazılarımı okuduysanız, Galatasaraylı olduğunu anlamışsınızdır. Psg-Monaco ikilisinin bizden çektiği yıllara tekabül ediyor deli deli futbol takip etmem. Lyon'un ise adı sanı duyulmamıştı o zamanlar fazlaca. 90'lar başında sıradan bir orta sıra ekibi olan Lyon, 2000'lere yaklaştıkça kendini buldu aslında. Bu da yıllarca, ısrarlı şekilde, gündelik başarı gütmeden, yapılan altyapı planlarına uyan başkanın başarısıydı.
2000'lere geldiğimizde Galatasaray Uefa kupasını aldı, delirdik hepimiz. Commandante vardı, Popescu vardı, altyapıdan çubuklu tosun geliyordu hem... sırtı yere gelmezdi Galatasaray'ın. Lyon mu? Lyon kimdi be o zaman?
Aulas'da düğmeye basmıştı aslında tam o sıralarda. 2001-2002 sezonuyla birlikte 7 sene sürecek bir Fransa imparatorluğu olarak döndü 10-15 senelik yatırımlar, planlar başkana.
7 yılın içinde Fransa Kupası, Şampiyonlar Ligi yarı finalleri de var tabii. Kaldı ki, Oynanan futbol her şeyin önüne geçti bazı zamanlarda. Kendi yıldızlarını da yarattı Lyon. Juninho, Kallström, Sony Anderson, Sidney Govou, Malouda, Clerc vs...
Zamanla altyapı da coştu tabii o kadar akademiden sonra. Zaman zaman ilk 11'in 9'u altyapıdan oldu. Peki nasıl oldu bu?
Akademi dedik ya, anaokulu gibi Lyon akademisi. Çocuklar okula gider gibi gider, mentörlerine teslim edilir, futbol ve profesyonellik öğrenirler. Çoğu da daha 16 yaşına geldiğinde gelişip kendini bulur. Örnek mi? 16 yaşına gelmeden profesyonel olan Karim Benzema.
Yakın zaman örneği o tabii, ama sadece onunla sınırlı değil Lyon altyapısı. Yannis Tafer, Frederic Kanoute, Ludo Giuly, Hatem Ben Arfa, Miralem Pjanic, Anthony Mounier vs...
Daha başarılısı çıktıkça örnekler düzeldi, gençler daha da hırslandı. "Onlar gibi olabilirsin" sözü "Neden onlar gibi olmayayım?" sorusuna dönüştü gençlerde, böylece herkes memnun oldu. Ama en çok da başkan...
Jean-Michel Aulas'yı çok eleştiren oldu bu sezon. 7 yıllık imparatorluk bitince çöken sistem ve yaşlanan oyuncular değişti yeri geldikçe. Gregory Coupet gitti, Juninho gitti, Benzema Madridista oldu... Ve sezon başında belki de ilk kez bu kada para harcadı Aulas transfere. Lisandro Lopez, Gomis, Cissokho geldi. Kadronun bu sezonki yaş ortalaması 23.6'ydı.
Claude Puel çok bocaladı. O kadar bocaladı ki, Aulas onun arkasında duruyor diye Lyon taraftarları başkanlarına hiç olmadığı kadar kızdılar. Ama o bildiğini yaptı yine. Teknik direktörüne inandı ve sonuç güzel oldu... Şampiyonlar Ligi yarı finali, Lig ikinciliği.
Yaş 23.6... Milan'ın yarısı eder... Yine bir dirilişin ortasında Lyon... 2 sene sonra bir 7'lik seri daha gelebilir yani...
21 Mayıs 2010 Cuma
Premier League'de Yılın Adamı

Alkışa, takdire şayan olduğu şüphesiz çok açık Harry amcanın. Hem Portsmouth taraftarının, hem de Southampton taraftarının (ki ezeli rakip değil, ebedi düşmandır bunlar) nefretini kazanmış, hem de bunu ikisini de yöneterek, hatta bir tanesini imkansız gibi gözüken bir görevi üzerine alıp, neredeyse son maçta ligde tutacak kadar başarılı şekilde yapmış (southampton) bir teknik adam. Her şeyden önemlisi, bir futbol adamı Harry Redknapp.
Portsmouth'u Premier League'e çıkardıktan yaklaşık 2 yıl sonra Southampton'ın başına geçtiğinde, "seneye bir Championship takımı çalıştırıyor olacak" yorumları yapılmıştı. Zira hakikaten rezalet bir takımdı Southampton.
Sonra tekrar Pompey oldu takımı Harry amcanın. Şöyle düşünün, Fenerbahçe-Galatasaray-Fenerbahçe benzeri bir trafik.
Portsmouth ile birlikte 2007-2008 sezonunda FA Cup'ı kazandı. Çok da üst düzey olmayan bir takımla aldığı bu başarı, West Ham ile birlikte İntertoto birincisi olduğu sezondan bu yana geçirdiği en iyi sezonu yaşattı belki de.
Ve belki de hiç olmayacak bir iş oldu, 5 milyon poundluk bir tazminat ile birlikte, Spurs'ün yeni menajeri oldu 2008 Ekiminde.
Tottenham o aralar bir garipti aslında. Jermain Defoe, ki her futbolseverin bildiği üzere bayrak adamlarından biridir Tottenham'ın 9.3 milyon pounda Portsmouth'a satılmıştı, bir sene sonra 16.4 milyona geri alınmak üzere...
Yok yok, hakikaten garipti Tottenham o aralar... Keane de 24 milyon'a Liverpool'a gidip, yarım sezon sonra geri dönmüştü aynı sezon. Arka arkaya 2 sezonda, transfer gelir-gider dengesi "-132 milyon pound"u gösteriyordu, başarılar pek yakın görünmüyordu, harcamaların ardından heveslenen taraftarlar, sabırsızlanmaya başlamıştı...
Harry Redknapp'in işi zordu anlayacağınız, yine. Tam 109 değişiklik yaptı 2.5 sezonda Tottenham kadroda. Kiralık gidenler, alınıp gönderilenler, bekleneni veremeyip zararına gönderilenler vs...
Bu denli fazla oyuncu "ticareti" sonrası normaldir eleştirilmek. Eleştirildi Harry Redknapp, zaman zaman çok başarısız olduğu söylendi, zaman zaman kendisine tanınan imkanları kullanamadığından. Gerçi bizde olsa "Heri adam değil" ya da "Heri adamsa totnımı şampiyon yapsın" geyikleri yapılırdı. Ya da eleştiriler sonrası kovulurdu belki de, bilinmez.
Bu sene takımını 4. yaptı Harry Redknapp. Şampiyonlar Ligi vizesi aldı uzun süredir bunu aşkıyla yanıp tutuşan Tottenham. Ve yılın teknik adamı seçildi Premier League'de.
İşte size bir başarı, bir sabır öyküsü.
Uzun mu oldu? "Özet geç"eyim;
Portsmouth'tan Southampton'a geçmek 20000 beddua,
Southampton'dan Portsmouth'a geçmek 20000 beddua,
Portsmouth'tan Spurs'e geçmek 5 milyon pound,
2.5 senede istediğin takımı oluşturmak için edilen zarar 132 milyon pound,
O kadar eleştirilip, İngiliz esprilerine konu edildikten sonra Spur'ü 4. yapıp Şampiyonlar Ligi'ne gitmek;
PAHA BİÇİLEMEZ!
18 Mayıs 2010 Salı
Bosman Nerede, Biz Oradayız
Transfer yapılırken öncelikle fiyatına bakılır elbet. Bütçeyi aşıyorsa nasıl alacaksın değil mi? Lakin fiyatına bakacağın oyuncunun da takımın ve teknik direktör'ün oyununa uyup uymayacağı da önemlidir.
En güzel transferin Bosman kuralıyla yapılan olduğu konusunda tüm Football Manager oyuncuları mutabıktır sanırım. Kaldı ki o oyununun en güzel yanlarından biri de "free" oyuncu alıp, 2 sezon sonra dünya devlerine satmaktır feci paralara...
Bugün 2 transferini kamuoyuna duyurdu Galatasaray; uzun süredir Porto, Sporting Lizbon gibi takımlarla adı geçen Serdar Özkan ve yeni "Hakan Şükür tarzı forvet" tanımını doldur(t)acak Mehmet Batdal.
Galatasaray'ın forvet açığı olduğu aşikardı sezonun 2. yarısında. Sırf taraftar infial yaratmasın diye, sene sonunda gideceği bilinmesine rağmen takımda Nonda'nın yerine tutulan Kewell (ki büyük bir yanlış oldu...olmuş yani) ve Jo alındı alelacele. Gio'da zaten takıma alışana kadar takım kendinden geçti, hedeflerden uzaklaşıldı. Forvet eksikliği, hesap yanlışları feci vurdu bu sezon Galatasaray'ı yani.
Öte yandan, sezon başında birçok Galatasaray taraftarı gibi benim de takımda kalıp 3. santrfor olması beklediğim, 2008-2009 sezonunda Bank Asya Ligi'nden düşen Sakaryaspor'u 31 maçta attığı 17 gol ile neredeyse ligde tutacak Özgürcan Özcan, bu sene de pişmeye devam etti. Ve şimdi, yerine Mehmet Batdal geldi.
Bilmiyorum tam olarak hesap nedir, belki de Baros, Batdal ve Özgürcan üçlüsü taşıyacak bu sezon Galatasaray'ı... O yüzden planları tam öğrenmeden ahkam kesmeye hacet yok. Lakin görünüş, Özgürcan'ın Anadolu turnesine devam edeceği şeklinde, tabii baklava reddetmezse...
Madem Batdal hakkında yorum yaptım, Serdar Özkan'a da döneyim. Youtube'ü açıp baktığımızda, bu abimiz için "turkish messi", "great player" gibi başlıklar çıkıyor karşımıza. Çalımlar, egsantrik paslar vs...
Ama gelin görün ki, paslar veya çalımlardan sonra tak diye kesiliyor vidyo, devamı yok yani. Neden? Çünkü ne Serdar Özkan, ne de bir başkası bu pozisyonlardan gol çıkarabiliyor. Zaten eleştiri de burada başlıyor.
"Çalım atmayı ondan öğrendim" demiş Arda Turan onun hakkında. "Aslında Arda'dan daha büyük yıldız olacaktı, n'oldu biz de anlamadık" diyor otoriteler onun hakkında. "Beklenen patlamayı yapamadı, aslında çok iyi oyuncu" diyor Beşiktaş taraftarları onun hakkında. Tanıdık geldi mi? Aydın Yılmaz, Okan Koç...
Son vuruşlarını değil, sanırım oyun görüşünü, futbol anlayışını değiştirmesi gerecek Serdar Özkan'ın Galatasaray'da. O zaman göreceğiz Rijkaard'ın sistemine uyacak mı uymayacak mı... "Total futbol için, total değişim" olmalı Serdar Özkan'ın yeni mottosu yani...
Son bir paragraf da Galatasaray Yönetimi'ne, ya da transfer komitesine; ortasahayı elden geçirmeden yapacağınız her alışveriş size tepki kazandıracak, topladığınız bu tepkilerle mutsuz olacaksınız...
17 Mayıs 2010 Pazartesi
Leo Messi

Ne yalan söyleyeyim, Barcelona'yı sevmem ben pek. Ha diyeceksiniz ki, futbol seviyorsan, Barca'yı da seversin, e doğru orası.
Sezonun bitmesine daha 2-3 maç kala La Liga'nın puan rekorunu kırıp şampiyon olan bir takım, İnter'e elenmesinin tek sebebi "duvara karşı" olan bir takım, kral kupasından elenmesi sıkışık döneme rastlayan bir takım Barca.
Sezon kötü mü geçti? Kesinlikle hayır. Ama şunu söylemek lazım, çok büyük hesaplama yanlışlarıyla girdi bu takım seneye...
Herkesi aklına Eto'o-İbra takası gelecek şimdi. Kısmen ondan yola çıkacak olsam da, başka bir yere gitme amacındayım. Herkesin bildiği gibi, Eto'o, Real Madrid nefretiyle çalışan bir adam. Hızlı, Barça sistemine uygun, deparları ve son vuruşları mükemmel olan biri. Lakin İbrahimoviç'e gelince... İbra daha çok İtalya Ligi'ni yatkın bir adam gibi geliyor bana. Top saklar, vücudunu kullanır, arada eksantrik hareketler yapar. Ama ne Eto'o gibi alan boşaltabilir, ne de onun gibi seri olabilir. Bence Pep Guardiola'nın düşüncesi, Messi ve Henry ile hızlı çıkıp, İniesta ve Xavi'nin onlara atacağı paslara İbra'yı duvar olarak kullanmaktı. Ya da bana öyle geliyor ne bileyim. Olmadı işte. Hem ibra La Liga'ya alışamadı, hem sisteme uymadı. Atamadı, atamadıkça morali bozuldu, morali bozuldukça oyundan alındı...
İşte asıl mesele bu. Yerine giren hep Bojan oldu, bazen de Jeffren. Ancak, zaten "Barça ile oynuyoruz, oyunu kilitliyoruuuz..." düsturu ile oynayan rakipleri bu tip gençlerle açma fikrinde hastalık vardı. İkincil bir etkili forvet eksikliğini çekti Barça.
Sanki gol sıkıntısı çekmişler gibi yazdım. Kesinlikle öyle değil, zaten başlığa bakan, sezonu iyi takip eden görür bunu. 2. forvet ihtiyacında Messi çıktı hep sahneye. Hem gol kralı oldu, hem attı hem attırdı. Tüm senenin skor yükünü tek başına çekti neredeyse. Ya onun gibi 25-30 gol istatistiğine ulaşabilen bir başkası olsaydı?
Messi böyle devam edecek gibi, her ne kadar resimdeki Messi'yi kucaklayan abimiz onun Güney Afrika'da başarısız olması için elinden geleni yapsa da kadro seçiminde, sanırım Maradona'yı her alanda geçecek Leo.
Haa bu arada, şu Altın Ayakkabı'yı bir numara büyük verin Messi'ye, seneye de giyer...
